Elden Ring mükemmel bir oyunmuş!!!!
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere biraz Elden Ring ile alakalı mızmızlanacağım. Oyun çıkalı 1 seneyi geçmiş ve bu beni bayağı bi şaşırttı ilk gördüğümde. Nedense aklımda daha 6 ay önce çıkmış bi oyun gibi kalmış olsa da üstünden 1 sene 1,5-2 ay kadar geçmiş. Böyle hissetmemin sebebi sanırım çıktıktan çok süre geçmesine rağmen hala daha kendinden konuşturtmasıydı ki bunu ancak gerçekten başarısını kanıtlamış bir şaheser ortaya koyabilirdi.
Tabii ki sonradan Game Awards 2022'de yılın oyunu seçilmesinin de sonradan konuşulmasına katkı sağladığı su götürmez bir gerçek ki bu da şaheser olduğunu daha da netleştirmişti gözümde. O kadar insan oynarken ben ise yurttaki odamda oturmuş ya sınavlarıma çalışıyordum ya da Witcher 3 falan oynuyordum sanırım ama herhangi bir spoiler ya da oynanış videosu izlememek için dişimi sıktığımı da belirtmeliyim. Ama, bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, iyi ki dişimi sıkmışım. Karşımdaki oyun gerçekten de bir başyapıttı. Haydin biraz daha irdeleyelim.
Oyunu İrdelemece
Ben Souls oyunlarını değil de daha çok Soulslike sayılabilecek oyunları oynamıştım. Hollow Knight aralarında en çok beğendiğim oyundu. Keza Blasphemous'u da çok beğenmiştim. Ama sonradan Sekiro'yu güzel bir indirimde yakaladım ve dibim düştü oyuna. Kontrolleri çok basit olmasına rağmen oyuncuya mücadele hissini öyle bir veriyordu ki.... Sekiro'yla işim bittiğinde kesinlikle Souls oyunlarına dalmalıymışım gibi hissediyordum ama ekonomimiz sağ olsun isteğimi güzel zedeledi. Ben de bekledim belki düzgün bi fiyata düşer diyerekten ama asla indirim dönemleriyle denk düşemedim. En sonunda geçtigimiz Bahar indirimlerindeyken bakma fırsatım oldu fakat oyunların hiçbiri (Sekiro dışında) indirim almamıştı. Ama en sonunda yeter dedim ve bir Souls oyunu alacaksam bunun Elden Ring'den başkası olmayacağına karar verdim. Kıydım parayı, aldım oyunu.Yani oyunun giriş kısımlarını bir iki videodan görmüştüm ama oyunun açık dünyasına ilk ayağınızı bastığınızda gerçekten görkemli bir dünyaya adım attığınızı hissediyorsunuz. Uzakta görünen kale kalıntıları, etrafta devriye gezen askerler, yıkık harabeler bütün haritayı dolduruyor. Yani özellikle oyunun haritasını açtığınızda öyle oldugunu düşünüyorsunuz. Sonra biraz geziyorsunuz ve bir şey dikkatinizi çekiyor. Oyun sizi "şuraya git, buraya git" diye asla yönlendirmiyor. "Burası senin dünyan. İster keşfet istersen direkt kaleye gir ve ana bossu kes. Keyfinin kahyasına göre..." büyüsünü güzel veriyor. O yüzden direkt o kaleye girmek yerine kendinizi etrafta dolaşırken buluyorsunuz. Ama o büyüye giremezseniz maalesef burnunuz çok sürtecek çünkü level altı kalacaksınız. Oyun inceden inceden "bence sen biraz gez, şimdi girme buraya" diyor. Biraz keşif yapmanızı istiyor ve diğer içeriklerine yönlendiriyor. Peki bu haritada neler var ve neyi tam olarak keşfedeceğiz?
Elden Ring dünyası aslında çok fazla zindanın birleşmesinden oluşuyor.
Mağaralar, harabeler, anıt mezarlar, yeraltı mezarları ve ana zindanlar yani kalelerden oluşuyor. Açık dünyası bile biraz zindan mantığını andırıyor aslında. İlk önce doğru yolu bulmaya çalışırken arada ufak tefek düşmanları kesiyorsun, sonrasında bossa ulaşıp onu kesiyorsun. İşte oyun çok fazla level altı kaldığınızı hissettirdiğinde diğer zindanlara dalmanızı istiyor.
Özellikle oyunun orta kısımlarına kadar bu madenler keşfetmesi aşırı zevkli oluyor. Ana zindanların aksine daha küçük tasarlanmış olan bu zindanlar hem kısa sürüyor hem de hep ödüllendirici oluyorlar. Bazı kilit eşyalara, sonralarda bahsedeceğim "Ash of War" yeteneklerine ve çağırabileceğimiz savaş ruhlarına (Spirit Summon) hep buralardan ulaşabildiğimiz gibi hepsinin sonunda bahsettigim gibi bir boss ile kapışmak özellikle ilk başlarda oyuna aşık ettirecek kadar çeşitli olabiliyor.
Ama üzülerek söylüyorum ki bosslar tekrar edince ve buildinizi zaten elinizde olan yeteneklerle kurduğunuz zaman bu zindanlar "bunu da yapayım da yapmış olayım" mantığına dönüyor. Mesela beni en çok üzen yukarda da göreceğiniz boss savaşı. Siofra River'ın son kısımlarında karşılaşacağınız bu boss gerçekten epik sayılabilecek düzeyde güzel. Boss'un dizaynını çok beğenmekle beraber savaştığımız mekana ayrı bi aşık olmuştum. Ama bunu aynı mekanın başka bi bölümünde görünce gerçekten bi hayal kırıklığı yaşatmıştı bana. Bana göre bu boss bu yere aitti ve başka yerde olmamalıydı. Ama en azından oyunda sadece iki tane bunlardan var.
Bakın yine "Black Knife Assassin" ve "Burial Watchdog" bosslarını (ki bunların sonradan mob olarak çıkması da üzücü ama buna çok takılmadım) sadece yeraltı mezarlarına özel diyerek geçiyorum. Ama en azından her kaledeki bossu kendine özel yapsaydınız. Oyun ödüllendirmesini biliyor yine ama o kadar yolu katettikten sonra insan farklı bir mücadele istiyor. Mesela Weeping Peninsula'ya yine tekrar edecek olan ama daha havalı bir boss savaşı konulabilirdi. Caria Manor'da olduğu gibi mesela. (Bu arada buraya eklemek istiyorum: mağarada dev olması kadar saçma az şey gördüm :|)
Beni belki de tek üzen olaylar (kuşların allah cezasini versin) bu tekrar etme olaylarıydı ama hiçbir şekilde oyunun hakkını yemek istemiyorum: oyundaki düşman çeşitliliği sayısı bu kadar fazla olan başka bir oyun oynamadım sanırım ki bunu derken aynı düşmanın sarısı moru lacivertinden bahsetmiyorum. Ciddi ciddi adamlar mekanların arkaplan hikayelerine uygun şekilde bir sürü düşman dizayn etmişler. Her yeni bir haritaya girdiğimde "acaba bu sefer kimlerle savaşacağım" dedirtti oyun bana. Bunun verdiği heyecan bambaşka bir seviyede. Ve gömmüş gibi de olmayayım, ben oyunun keşif hissine ba-yıl-dım.
Oyunun biraz da oynanış konusundaki serbestligine parmak basmak istiyorum. Oyun güç manyağı bir tank olmanıza da, usta bir büyücü olmanıza da, katana ustası bir samuray olmanıza da, hem büyü hem yakın dövüşte iyi olmak isteyene de izin veriyor. Bu arada Sekiro kadar olmasa bile vuruş hissi çok güzel. Özellikle great veya colossal sword kullanıyorsanız hem ağır bi kılıç kullandığınızı net bir şekilde hissediyorsunuz hem de düşman direncini yerle bir edeceğiniz için kritik vuruş vurabiliyorsunuz ki aldığınız zevki 10'la çarpıyor.
Biraz da oyundaki kılıç, kalkan, asa -ya da değnek- tasarımlarına ve "Ash of War"lara değinmek istiyorum. Oyundaki özel silahların hepsinin tasarımlarına bayıldım. Oyunun kriptik yapısına çok yakışıyorlar. Ayriyeten bossların kılıçlarını, büyülerini almak o kadar güzel ki... Hepsinin kendine özgü Ash of War özelliklerinin olması da cabası. Benim en çok bayıldığım Eleonora's Poleblade silahıydı. Özellikle adını hatırlamadığım Ash of War'u ile hem düşmanlarıma ciddi bir kanama hasarı vuruyor, hem de dirençlerini yerle bir ediyor kritik hasar için açıklık yaratıyordum. Özellikle arcane gücümü 50 yaptığımda karşımda kimse duramıyordu. Malenia hariç tabii ki.
Bu arada bu boss ile çok değinildiğini gördüğüm bir konuya ben de parmak basmak istiyorum. Malenia'yı çok kez tek kesmeyi denedim ama kendime işkence çektirmeyi de çok sevmiyorum. O yüzden 20-30 arası bi sayıda denedikten sonra ikinci fazında canı fullden inmeyince Mimic Tear (yapay zekanın yönettiği bir tane daha bizden) çağırdım ve herhalde ya 2. ya 3. denememde işini bitirdim. İki fazlı olmasalar çok güzel bosslar denilebilecek ama iki fazlı olduklarından Mimic Tear çağırmadan da asla yenemeyeceğin bir iki tane daha boss var ve çağırdığın zaman bütün mücadele hissi kaçıyor maalesef ki. Radagon bossu mesela tasarım ve mücadele açısından çok hoş bir boss ama sonra laps diye Elden Beast çıkınca karşınıza içinize içinize sıçabiliyorsunuz. İkisi ayrı ayrı aşırı zor değiller ama art ardına olunca ve can yenileme hakkınız yerleri öptüğünden Elden Beast'e yeteri kadar hazır olamıyorsunuz. Oyun net bir şekilde "Mimic'i çağır" diyor ama çağırınca da ya ilk denemenizde ya da ikinci denemenizde geçiyorsunuz. Radagon vurduğu yerlere alan hasarı vurmasıyla Mimic'le oynaması en az sırıtan boss kesinlikle. Dikkatli davranmazsanız Mimic'e odaklanmasına rağmen sizi çat diye öldürebiliyor.
Oyunda en çok övmek istediğim kısım kesinlikle sanat tasarımı. Yazının başında belirttiğim gibi oyuna ilk girdiğinizde görkemli bir dünyaya giriş yaptığınızı doruklarınıza kadar hissediyorsunuz. Bu olay oyunun en sonuna kadar devam ediyor ve bu harika ötesi bir şey be dostum! O devasa mı devasa Erdtree oyunda en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi. İlerleme hissini çok fazla yükselten bir etmen oldu benim için. Çok görkemli gerçekten. Sadece bu da değil. Oyunun her alanı kendine özgü bir hikayeden geliyor ve bunu buram buram hissediyorsunuz. Haritadaki 6 -veya 8 de denebilir- alanın hepsi birbirinden çok farklılar.
Bu alanlarda en sevdiğim Mt.Gelmir ve Leyndell bölümleri oldu. Yani ikisinin bulundukları total alan Altus Plateau olarak geçtiği için en sevdiğim tek bir alan var da diyebiliriz. Hepsinin içindeki düşmanlar hem zorlayıcıydı hem de mekan tasarımları çok güzeldi. Ama dediğim gibi her alan farklı ve yeni bir alana girdiğinizde kesinlikle "off yeni bir alan. Tekrardan alışmam lazım." dedirtmiyor. Aksine merak uyandırdığından kafa atarcasına dalıyorsunuz.
Arkadaşlar oyun o kadar güzeldi ki bana hep istediğim ama üşendiğim için ertelediğim blog açma gücü verdi ve bu blogu açtırdı. Önümde sınavlarım olmasaydı da tekrar oynayabilseydim. Bu uzun mu uzun mızmızlanmamı okuduğunuz için teşekkür ederim. Umuyorum başka mızmızlanmalarda görüşmek üzere!


Yorumlar
Yorum Gönder