YAKIN ZAMANDA İZLEDİĞİM 3 FİLM - PART 2

Herkese merhabalar, bugün sizlere yakın zamanda izlediğim 3 güzel mi güzel filmden -tabii ki spoilersız- bir şeyler paylaşmak ve üstüne konuşmak istedim. Umarım beğenirsiniz.

Babylon (2022)

IMDb: 7.1 / 10          Letterboxd: 3.8 / 5          Yönetmen: Damien Chazelle

Bu film çıkmaya yakın olduğu vakitlerde benim ilgimi çekmiş, bizim ülkemizde vizyona girdiği vakitte ise ben bu filmi unutmuştum. Damien Chazelle çok tutkulu -ve caz müziği aşığı- birisi ve her filminde bunu göstermeden duramıyor. Önceki işlerini çok severek izleyen birisi olarak da ilgimi çekmemesi için hiçbir sebep yoktu. Ama gelin görün ki hem film kültürümün o kadar gelişmediği vakitlerde hemencecik vazgeçip unutup fırlatıp attım. Daha fazla uzatmadan film hakkında konuşmaya başlıyorum.

Babylon'a başlamadan önce aslında yönetmenin önceki işlerini bildiğimi düşünerek film beklentimi de ona göre ayarlamıştım aslında. Film asla ve asla dikkatini başka yere vermene izin vermeyecek, içinde ufak tefek tatlı sahneler bulunduracak, özellikle sonu etkileyici olacak ve özellikle ama özellikle filmin müzikal bir tarafı olacak. Aslında sonradan anlayacağım ki hiç de haksız değilmişim fakat özellikle filmin 3 saat uzunluğunda olduğunu ve çıplaklık, uyuşturucu kullanımı gibi +18 şeylerin de film içerisinde barındığını görünce biraz şaşırdım ve açıkçası içimde kuşkular uyanmadı değil. Hemen sonrasında film çıktığında aşırı derecede eleştiri yağmuruna takıldığını öğrendim. Fakat Letterboxd hesabımda takip ettiğim ve fikrine güvendiğim insanların o farklı tondan bayağı bir etkilendiğini duyunca o zaman dedim ki, 'Evet abi, bu filme girilir'. 

Eh yani, beklentilerimi güzel dizmişim ama dediğim gibi beklemediğim tek şey sertlik dozu yüksek olan bir film çıkmasıydı. Ne kadar buralarda biraz soru işaretlerim olsa da sertliğin yani çıplaklık ve bazı cesur kararların filme biraz karakter kattığını söyleyebilirim. 3 saat olmasına rağmen süresini asla ama asla hissettirmeyen bir film. Filmin genel gidişatını da epey beğendim. Chazelle bizi sinemanın eski zamanlarını ve dönem dönem sinema prodüksiyonlarının gelişimini gösteriyor. Ne kadar kamera önünde olursan ol, zamanın bir şekilde geçtiğini ve eğer toplum yerini dolduruyorsa çok rahat unutulabileceğini çok buruk yollarla anlatmış ve benim nezdimde başarılı da olmuştur. Oyuncuların o dönemde oyuncu olabilmeleri için biraz şans faktörünün önemli olduğunu gösteriyor ve bu vesileyle ana karakterlerimizle karşılaşıyoruz. Özellikle Margot Robbie'nin oyunculuğu çok iyi. Brad Pitt'in de oyunculuğu çok iyi ama Brad Pitt'e de habire böyle havalı karakterler verilince sanki habire aynı şeyi oynuyormuş gibi hissediyorum. Bir sürpriz oyuncu daha vardı ve çok kısa durmasına rağmen onun da oyunculuğu gayet iyiydi ve görünce yüzümde tebessüm oluşturdu ki burada değinmek istedim. 

Filmde belki de en çok hoşuma giden şey ise sert tonuna rağmen epey kırıcı ve buruk bir film olması. Bir önceki paragrafta belirttiğim gibi unutulma konusu üzerine özellikle Brad Pitt sahnelerinde çok güzel işleniyor ki oyunculuk ve diyaloglar harika olunca yapabileceğiniz tek şey duygulanmak oluyor. Özellikle film son 1 saatinde buna çok değinmeye başlıyor ve zaten finallere çok önem veren birisi olarak bunu çok tuttum. 


Ama işte hiçbir şey mükemmel değil ki bu film de değil. Öncelikle içinde dramatik sahneleri olan bir filme göre fazla komedi geldi. Çünkü bazı sahnelerde bir şeyler oldu ve üzülmenin veya sevinmenin asla zirve noktasını hissedemedim veya o kısma yaklaşamadı bile diyebilirim. Nedenini tam olarak ben de çözemedim ama biraz karakterlere empati kuramamın veya temponun zikzak şeklinde olmasının payının büyük olduğunu düşünüyorum. Yine dediğim gibi, film 3 saat olmasına rağmen kesinlikle süresini hissetirmedi bana. Bazı sahnelerde çok ufak sıkılmalar gelse bile bir sonraki sahnesinde "hemen odağını bana ver" dercesine kendine geri çekti. Ama senin için aşırı uzun gelebilir, baştan uyarayım. Bir de söylediğim gibi, çıplaklığın bu kadar fazla olmasını biraz gereksiz buldum. 

Babylon genel bağlamda çok beğendiğim bir film oldu. Bana kalırsa şans verilesi, gayet kendine özgü bir Damien Chazelle filmi olmuş. (Letterboxd puanım 4/5)

Amélie (Le fabuleux destin d'Amélie Poulain) (2001)

IMDb: 8.3 / 10          Letterboxd: 4.1 / 5          Yönetmen: Jean-Pierre Jeunet

Amelie benim çokça merak ettiğim bir filmdi fakat asla girememiştim. İlk kez film kapağına baktığımda bana tam bir gerilim filmi havası vermişti ama hiçbir yerde gerilim olarak geçmediğini görünce çok şaşırmıştım. Müzikleri çokça karşıma çıkmış olmasına rağmen -ki müziği iyi olan filmler beni çabucak bağlarlar- bir türlü başka filmleri araya soktum. Halbuki hem de romantik komediyi çok seven birisi olarak bu filmi nasıl bu kadar erteledim, hiçbir fikrim yok. Ama artık izledim ve sonunda konuşmak için karşınızdayım.

Öncelikle şunu da belirtmem lazım. Dediğim gibi müziği iyi olan filmler benim çok hoşuma giderler. Bu film bir de romantik komedi. Tabii ki bunların olması bir favori film yapmaya yetmez, bunların iyi de yapılması gerekilir. Peki iyi mi yapılmış? Cevap veriyorum: KESİNLİKLE. Filmin ortalarında falan ben bu filmin favorilerimden bir tanesi olacağını anlamıştım. O kadar güzel ve masalsıydı ki... Oyuncu seçimi, sinematografisi, diyalogların hoşluğu ve anlatmak istediğini bu kadar iyi anlatmasıyla kesinlikle bir yönetmen şaheseri.


Bu film hakkında olumlu veya olumsuz bir şey yazamıyorum çünkü beni alıp başka yerlere götürüyor üzerine her düşündüğüm zaman. Çünkü Amelie'nin kesinlikle çok güzel bir hikayesi var. Amelie'nin iyilik yaparak iyilik ve mutluluk bulma arayışını izlerken kendinizi pamuk gibi hissedeceksiniz. En azından ben öyle hissettim. 

Amelie aslında çoğu insanın da üzerine konuştuğu zaman söylediği gibi, 'şiir' gibi bir film. (Letterboxd puanım 5/5)

No Country for Old Men (2007)

IMDb: 8.2 / 10          Letterboxd: 4.3 / 5          Yönetmenler: Joel Cohen, Ethan Cohen 

Gelelim kendini başyapıtlar arasına sokmuş bir kült film olan "No Country for Old Men"e. Daha filmlerine girişmeye vakit bulamadığım ve bir sürü mükemmele beş kala filmlere imza atan Cohen kardeşlerden çıkan yine diğer filmleri kadar mükemmel bir başka film. 

Bu filmi bu kadar iyi yapan benim nezdimde üç tane etmen var ve bunlardan sırayla bahsedip bir de hoşlaşmadığım bir şeyden mızmızlanıp yazıyı kapatmak istiyorum. Aslında uzun sürmeyecek çünkü hepsi birbiriyle bağlantılı ama şöyle gireyim ben; ben filmin gerilimden muhteşem zevk aldım. Bence artık filmlerde çoğu şeye şaşırmıyoruz. Şaşırmadığımız ve ilerisini görebildiğimiz filmler de bizi germiyor aksine sıkıyor. Artık gerilebildiğimiz filmi de çokça taktir eder olduk ki taktiri hak ediyorlar da. Ne güzel ki bu film geriyor, hem de gerim gerim geriyor. Filmi ilk izlediğimde Letterboxd hesabıma direkt şunu yazmıştım: "Anton Chigurh karakteri bu filmin imzasıdır.". Halen daha arkasındayım. Zaten bir diğer bu filmi bu kadar iyi yapan etmen Chigurh karakteri. Bir karakter her ekranda belirdiğinde (bazen de belirmediğinde) insanı korkutabilir mi? Chigurh için bu çocuk oyuncağı. Chigurh muhteşem yazılmış bir karakter ve Javier Bardem de mükemmel oynamış.

Peki anlatıyorum da belki de bu karakter ne ola ki diye soruluyor olabilir. Niye bu kadar gerdiğini hikayesine çok girmeden anlatmak isterim. Chigurh tam bir psikopat. Elindeki ikonik basınçlı silahıyla insanların kafalarını patlatması ve bundan dolayı arkasında tek bir mermi kovanı bırakmadan (deyim yerindeyse iz bırakmadan) tüymesi ve öldürdüğü insanları asla bir sınıfa veya gruba göre seçmemesi, sadece sinirini bozmaları yetmesi filmin sonuna kadar buram buram geriyor. Chigurh ayrıca çok zeki de bir karakter, öldürmeye kafayı koyduğu kişiyi hemen analiz edip nasıl düşüneceğini çözüyor ve ona göre strateji yapıyor. Bunu izlemesi çok gergin olduğu gibi etkileyici de.

Bir diğer etmen de tabii ki oyunculuklar. Aslında bu film bir Javier Bardem filmi olmasına rağmen asla diğer oyunculukları geçmek istemem. Josh Brolin ve Tommy Lee Jones gayet başarılılar ve ikisi de karakterini yaşatmış kadar oluyorlar. Woody Harrelson da kısa zamanına rağmen hiç fena değilmiş. 

Filmin son 15-30 dakikasını sevemiyorum fakat bana "Neyi değiştirirdin?" diye sorsanız cevap veremem. 'Her şey on numara beş yıldızken finali de keşke biraz da güzel olsaydı' diyerek mızmızlanacağım. Ama kim bilir, belki siz seviyorsunuzdur veya seveceksinizdir. (Letterboxd puanım 4.5/5)

Yorumlar

Popüler Yayınlar